Konuşurken kullandığım kelimelere ne kadar dikkat ediyorum diye sık sık düşünürüm. Günlük yaşantımda dilime dolanan ifadeler, kurduğum cümleler acaba bana ne söylüyor? Fark ettim ki, aslında dilimiz zihnimizin en sadık tercümanı. Hangi kelimeleri tekrar edip durduğumuza baktığımızda, geçmişimizden beslenen o gizli zihinsel mekanizmayı da net bir şekilde görebiliyoruz.
Geçmişimdeki öyküler—yaşadığım onca olay, o anlarda hissettiğim acılar, korkular, sevinçler—ben farkında olmadan bugünkü konuşma dilimi şekillendirmiş. İnsan egosu, kendini tanımlayabilmek ve varlığını sürdürebilmek için mutlaka bir kimliğe ihtiyaç duyuyor. Ve ne yazık ki pek çoğumuz bu egosal kimliği doğrudan geçmişimizin acılarından üretiyoruz.
Bireysel ve toplumsal düzeyde insanların birbirine “Ben neler yaşadım, sen biliyor musun?” diyerek başlarından geçenleri büyük bir iştahla anlatmasının temel sebebi de bence bu. Acı ve kayıp öykülerinden doğan dram, artık hayatımızın her yerine sinmiş durumda.
Hayatımızın Merkezindeki Dram Kültürü
Şarkılarda, öykülerde, şiirlerde, haberlerde ve filmlerde sürekli dramatik kurgularla karşılaşıyoruz. Çevreme baktığımda pek çok insanın farkında olmadan birer dram bağımlısı haline geldiğini ve bunun hayatın olağan bir parçası kabul edildiğini görüyorum.
Mesela, içinde güçlü bir dram barındırmayan filmler artık neredeyse hiç izlenmiyor; bunu yönetmenler de çok iyi biliyor. Televizyonlardaki gündüz kuşağı programları ise durumun en çarpıcı özeti: İnsanların en mahrem acıları ekranlarda sergileniyor ve toplum olarak biz de bunu izlemekten vazgeçemiyoruz.
İnsan, içinde yaşadığı toplumun ona söyledikleri ile kendi kendine fısıldadıklarının toplamıdır bana göre. Sürekli yaşanan acıları dile getirmek, zihne durmaksızın acıyı telkin etmek demek. Bugün kendi içimde hissettiğim acının veya ağırlığın büyük bir kısmının, geçmişteki yaraların zihinsel olarak sürekli tekrar edilmesinden kaynaklandığını fark ettim. Çevremde insanlara acı vermeyi ya da kendi acısından beslenmeyi yaşam tarzı haline getirmiş insanları gördüğümde bunu çok daha net anlıyorum.
Zihinsel Hipnozdan Uyanmak
Eğer kendimi bir dram bağımlısı olarak görüyorsam ve hayatımı gerçekten değiştirmek istiyorsam, önce sözcüklerimi değiştirmem gerektiğini biliyorum. Dilimi değiştirdiğimde zihnimin kalıpları da esneyecek. Bir sonraki aşama ise seçimlerimi masaya yatırmak: Hayatımda neyi, neden kabul ediyorum ya da neden reddediyorum? Bunu yeniden sorgulamak zorundayım.
Dinlediğimiz şarkılara da çok dikkat etmemiz gerekiyor. Çünkü bir sözün veya melodi parçasının sürekli tekrar edilmesi zihinde hipnotik bir etki yaratıyor. Bunu anlamanın en kolay yolu sabah uyanır uyanmaz zihnimizi dinlemek; çoğu zaman o anki durumumuzla hiç alakası olmayan bir şarkının zihnimizde mırıldandığını görürüz. İzlediğimiz filmler ve videolar da görsel kortekste depolandığı için bu hipnotik etkiyi çok daha derin bir boyuta taşıyor.
Bu yazıyı kaleme alırken kendi kendime sorduğum o soruyu sana da bırakıyorum:
Acı ve üzüntü kültürünün hayatımızın her alanını bu denli kuşatması, sana ve insanlığa derinde nasıl bir yarar sağlıyor?
Post Views: 277