Öğrencilerden Gelen Yazılar

UMMAK KÜSMEKTİR

Ummak yani beklenti, olması umut edilen, anlam yüklenen bir durumdur. Beklentiye uygun davranılmadığında kırgınlıkla beraber küskünlüğe dönüşür. Önce bir durum ya da olay yaşanır, o durum ya da olaya anlam yüklenir. İşte tamda burada anlamla beraber kişilerden beklentiye girilir ve zihin geçmişle alakalı düşünceleri aklına getirmeye başlar, buda yetmez kendisini haklı çıkaracak deliller ortaya koyar. Ve insan kendisini geçmiş düşünceler içerisinde beklenti halinde bulur.

Sonrasında ne mi oluyor? Tabiki beklenti davranışa dönüşüyor ve küskünlükler kırgınlıklar hatta öfkeli hallere dönüşüyor.

Bir gün yolculuk esnasında; bir kadın, yanında esi ve kucağında 2-3 aylık olduğunu tahmin ettiğim bebeğiyle otobüse bindi. Kadını gören bir genç hemen ona yer verdi. Adam ise bir süre ayakta kaldıktan sonra yanımdaki boşalan koltuğa oturdu. Yol ilerledikçe ara ara bebek mızmızlanıyordu. Kadın bebeği pışpışlayarak susturmaya çalışıyor bir yandan da emziğini veriyordu fakat bebek emziği geri atıyordu. Derken mızmızlanması iyice arttı. Kadın hem bebeği susturmaya çalışıyor hem de arkasına dönüp eşine bakıyor ondan yardım bekliyordu. Eşi ise hiç oralı değildi. Bebek huysuzlandıkça kadın strese giriyor dönüp eşine bakıyor ama beklediği hamleyi göremiyordu. Sonrasında nihayet adam bir hareket yapmıştı. Kadına bebeği kaldırıp dik tutmasıyla ilgili bir hareket gösterdi. Ben bile adamın yerinden kalkıp bebeği almasını beklemiştim.

İşte hayatta hep bunu yapıyoruz. Bir şeyleri beklerken sanki karşımızdaki bizi anlıyor, ne istediğimizi biliyor zannedip beklenti içine giriyoruz. Eşimizden, çocuğumuzdan, arkadaşımızdan, annemizden, babamızdan ne kadar çok şey bekliyoruz değil mi?

Karşımızdakinin davranışlarıyla alakalı beklentiye giriyoruz fakat bu beklentimizden karşımızdakinin haberi bile yok. Bizler çoğu zaman “ olan” ile “olması gerekeni” kıyasladığımız için üzülürüz. Zihnimize göre, olması gereken ne ise onu bekleriz. Bu olmayınca öfke sorun ve mutsuzluk yaşıyoruz

Hepimiz zaman zaman çevremizdeki kişilerden beklentiye gireriz. Beklentiye girdiğimiz kişiler, beklentimize uygun davransınlar diye çoğu zaman fedakârlık da bulunur ya da yüklediğimiz anlam kadar görmemezlikten geliriz. Bir duyguyu, bir durum-bir olay ya da bir kişiye bağlarız. Böylece yavaş yavaş kendimizi duygulara kaptırıp kendi hapishanemizi yapmış oluruz.

İlişki deyince aklımıza çevremizdekilerle olan ilişkiler gelebilir, bu durum kendimizle olan ilişkimiz içinde geçerlidir. Aslına bakarsanız kendimize nasıl davranıyorsak karşımızdaki ne de öyle davranıyoruz. Yani çevresine karşı beklenti içinde olanlar, kendilerinden de beklentisi olanlardır. Çevremizde gördüğümüz ve bizim de zaman zaman girdiğimiz öfkeli ve üzgün olma hallerinin bir bölümünün kaynağı, kendimizden olan beklentilerimizi yerine getirememekten kaynaklanıyor.

Bağlam değişirse anlamda değişir. Bizler anlam canlısıyız, sürekli anlam üretiyoruz. Anlamlarımızı sürekli gözden geçirerek uyanık tetikte dikkatle kendimizi gözlemleyerek nerede ve hangi durumda beklentiye giriyoruz fark edebiliriz.

Tabii ki beklenti olabilir fakat bununla beraber beklentiye takılmamak ve beklentiye dikkatini vermemek önemli. Bizler eğer ilişkilerimizde beklentisiz olursak, yaşadığımız bu olayı sebepsiz olmadığını bilir, zaman zaman bir beklentiye girsek bile bunu geçici bir durum olduğunu fark eder, ona takılmayız.

Konu; soru sormaktan vaz geçmeden, ne istediğini söylemekten çekinmeden, her şeye evet demeden, her şeye hayır da demeden, duygusal zehirden arınmış, beklentisiz net bir ilişki.

İlgili Mesajlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.